Merak ettiklerinizi Arayın :)

7 Ekim 2013 Pazartesi

CENNETTEN BİR BAHÇE :)

Bahçemiz,bahçemiz diye söylenip duruyordum,baktım bahçeye ait hiç post paylaşmamışım  blogda :)
Tam zamanıdır deyip, bahçemize ait çektiğim fotoğrafları paylaşayım dedim.
Ben buraya '' cennet bahçesi'' diyorummm :)
Yaz,kış farketmiyor her mevsim bir başka güzel oluyor burası..
Bahçeye bakan balkonumuz baya büyük olduğu için, her sabah uyandığımda bu manzarayla karşılaşıyorumm :)
Mutfağın balkonu olduğu için misafirleri de yazın genelde balkonda ağırlıyoruz, çok kullanışlı oluyor burası..
Çoğu kez çayımı demleyip,kitabımı da alıp, bu manzara karşı okuyorumm.O kadar mutlu oluyorum ki anlatamamm :)
Onun lezzetini hiç bir şeye değişmemm :)
 Rabbimin yarattığı bu güzellikleri, seyre dalıp huzur buluyor insan.
Benim gibi doğaya,yeşile,çiçeğe,böcüğe aşık biri için büyük nimet vesselam :))

Babamlar buraya geldiklerinde boş bir araziymiş burası.Daha sonra bahçenin dört tarafını çam ağaçlarıyla kapatmışlar..
Sonrasında da yavaş yavaş meyve ağaçları dikmişler.
Limon,portakal,ceviz,dut,üzüm,mandalina,yenidünya,ayva,kayısı,cennet elması, ve zeytin ağaçları var...
Annemde bahçenin çiçekleriyle ilgilenip farklı çiçekler ekmiş bahçeye..
Sonrasında ortaya seyre doyum olmayan bu güzellikler çıkmış :)

Bahçede büyük bir masa ve sandalyeler var.Genelde yazın kahvaltıyı bahçede yapıyoruz.Akşamları da yine semaverimizi yakıp mis gibi çayımızı içiyoruz :)
Bahçede gezinirken çok farklı böcek türleriyle karşılaşıyorum bazen.Elime alıp inceliyorum direk :)
 küçüklüğümden beri alışkın olduğum için,o yüzden böcekleri elime aldığımda korkmuyorum :))
Çocukluğum hep bu ağaçların tepelerinde, meyve yiyerek geçti :)
(olmamış meyveleri koparıp yediğimiz için, anneminde ömrü bizi terlikle koşturarak geçti :)
Fotoğrafları paylaşınca ,birden gözümün önünden geçti o anlarr :)

İşte o şirin bahçemiz ve fotoğraflarıı :))
(yanlız fotoğrafların başı var,sonu yokk :) Bol fotoğraflı bir bahçe postu oldu :)
sevgiyle kalınnn ♥

6 Ekim 2013 Pazar

EKRU GÖMLEĞİMLE ŞIK BİR KOMBİN

Armine'den çok beğenerek aldığım ekru rengi gömleğim ve somon rengi eteğimin uyumuu...
Şuan sadece bu eteğimi giyebildiğim için, tüm gömleklerimi somon rengi eteğimle kombin ediyorum :)
 somon  rengi bir şal almıştım baya önce,bu eteğimle kullanırım diye ama ,ikisinin  renk tonu çok farklı olduğu için kullanamamıştım şalımı...
Bu şalımı da şans eseri, beğenerek almıştım ve eteğimle yan yana koyduğumda gayet uyumlu olduklarını farkettim :)
Ve tabiii seri kullanıma geçtimm :)

Bu eteğimin modelinin, siyah rengini dikmek üzereyimm :)
Oda biterse üzerime olan başka bir eteğim daha olacak :) ve diğer gömleklerimle daha rahat kombin edebileceğim ..
Zayıfladımm hiçbir eteğim olmuyorrr.Bir an önce kilo almam lazımmm :)

 ''yemek için yaşayanlar'' ve '' yaşamak için yiyenler''  :)
İşte ben ,yaşamak için yiyenler kategorisindeyimmm  :)
Bazen sabahtan evden çıkıp akşam eve döndüğümde, gün boyunca bir şeyler yemediğimi yemek tencerelerini görünce farkediyorumm :)
 arkadaşlarla dışarı çıktığımızda bana '' seninle de yemek yenmiyor, insanın iştahını kapatıyorsun'' diyorlar  :))
Çünkü kendileri maşallah bir iştahlılar,bir iştahlılar sormayın gitsin :)
ileride bir gün, bende öyle iştahlı olur muyum acaba?

Olurda  iştahım çok açılırsa, blogumda püskevittt çekilişi yapıcammm :))
belki hep beraber kutlarız çay ve püskevitt eşliğinde  :)
☻☻☻

4 Ekim 2013 Cuma

ÇEKİLİŞİMİZİN SONUCUU :)

Tekrardan çekilişimize  katılan arkadaşlara teşekkür ediyorumm :)
Blogumdaki ilk çekiliş maceramız bitmiştir :)

Tuğba Akkaya Maden arkadaşımız, şanslı kişi sen oldunn canım :)
Tebrik ederim..Hediyelerini güle güle kullan inşallah...



www.rondom.org aracılığıyla yaptık çekillişimizi..
Çekiliş şartlarını yerine getiren,99 kişilik bir katılım oldu ...
Elimle tek tek katılan arkadaşları listeye yazdım.Ve bu Cuma günün '' talihli insanı '' 17.sıradaki Tuğba Akkaya Maden Oldu....

.
çekiliş maceralarımız devam edicek inşallah :)
daha cici çekilişlerde görüşmek ümidiyle..kendinizee iyi bakınnnnn :))
 Tuğba Akkaya Maden,size mail adresinizden mesaj attım.en kısa sürede bana dönerseniz sevinirim  :)

TRAFİK POLİSİNDEN KAÇAN ŞOFÖRÜN ,YOLCUSU OLMAKK :)


Bizim buranın dolmuşçuları,şöförleri ve yolcuları meşhurdur.Sadece İzmir'de mi var 
bilmiyorum ama, o kadar orjinal  tablolarla karşılaşıyorum ki  bazen dolmuş da katıla, katıla gülmemek için kendimi zor tutuyorum:))

Dün  ikindi vakti dolmuşa binmiş eve geliyorumm, normalde İzmir'de şoför dolmuşta ayakta yolcu alınca, trafik polisi direk durdurup basıyor cezayı :)
Vakit de işten çıkış saatlarine denk düştüğü için, şansımıza dolmuş ağzına kadar tıklım,tıklım dolu. 20 kişilik bir dolmuşsa,şoför almış dolmuşa heralde 60 yolcu :)
Ayakta ki yolcular da , mecburiyetten dolayı hepsi birbirine sarılmış düşmemek için.Öylesine dostane bir ortam mevcut :)
İsterseniz birine sarılmayınnn :)
Şoförün çılgınca ve hunharca frene basma anında, direk sarsılıp kafanızı bir yerlere çarpma ihtimaliniz yüzde doksan :)

Bende bakınıyorummm,kime tutunsam acaba diye?
Yanımda bir teyze var ama,teyzenin kendini ayakta tutacak hali yok bende yüklensem oracıkta çöker heralde kadıncağıızzz :)
Diğer yanımda asilzade ayaklarına yatmış bir bayann :) Ona sarılma ihtimalim (Allah sarıltmasınn :) sarılıcak gibi değill :) hatta dövülesi bir tavrı varr :)
Biraz ötemde bir amca var.Ama yok onuda eledimm :)
''Allahımmm ben kime sarılcammmm'' ! :)
Neyse efenim,baktım tutunacak insan yok, Allah'a sığınıp öylece yolculuğuma devam ettim :)


Yalnız bu dolmuş maceralarımı yazsam, roman olur herhalde :)
Her dolmuşa bindiğimde bir olay,entrika,bir kahkaha tufanına sebep olacak bir olay başıma geliyorr...

Tam benim  ve arkadaşımın ineceği yerde trafik polisi nöbet tutuyormuş.Bizim şoförü diğer şoför uyarınca ,şoför trafik polisini atlatmak için ara sokağa girdi tabi..
Ama şoför ve yolcularda bir tedirginlik ''nereye gidiyoruz'' diye :)
Bizim evin olduğu sokağa yakın bir yerden şoför girdi gelişi güzel.Şoför sağ yapmak istiyor biz arkadaşla bağırıyoruz '' solaaaaaa'' diye,şoför sol yapıcak biz bağırıyoruzz '' sağaaaaaaaa'' diye...
Şoförde güvendi tabi biz sokakları biliyoruz  diye...
Neyse efenim sağa,sola diye diye tam bizim evin önüne geldik. şoföre bağırıyorummm ben ''müsaittt bir yerdeeeee'' diye...
Yalnz tüm yolcularda bir şok  durumu  :)
Sanki ben şoföre evimin önünde inmek için yol tarif etmişim gibi, bir yolcu oradan bağırdı kahkaha atarak '' hahhahahhaaaaaa ablaya bak bizi  kendi evinin önünde indirtmek için sağ sol diye yol tarfi etti :)
tüm yolcularda kopmuş kahkaha atıyor tabi...
Ben'' ne münasebet ,yol hemen durduğumuz sokağın ilerisinde ana yola çıkıyor'' dedimm :)
Yolun ana yola çıkmasının,bizim evin sokağından geçmesi de benim şansımm :)Yoksa şoför  diğer sokaklardan çıksa, yine trafik polisine yakalanıp alıcaktı cezayı..
Adamları kurtardım cezadan, Allah'dan şoför teşekkür etti inerken :)
Yoksa sinirden özellikle koşup gidip, trafik polisine şikayet edicektim hepsini :))

:))

2 Ekim 2013 Çarşamba

KARIŞIK DUYGULAR VE KARIŞIK TEPKİLER :)

Sabah şakır,şakır yağan yağmur sesiyle uyandım.Ekim ayına girdik, yağmurlu günler bizi bekliyor artık :)
Çok seviyorum sonbaharı...
Yağan yağmur,sonrasında mis gibi toprak kokusu...Özlemişim bu ayları.
 Hemen gidip balkonun panjurlarını açtım ve yağan yağmuru izledimm..
Sonra gidip çayımı koydum tüpe :)
İzlenecekse '' sıcacık çay eşliğinde izlenir yağmur'' piskolojisiyle,demleyip çayımı geçtim balkona izledim toprakla yağmurun birbirine kavuşma anlarını...
(Benle çayın kavuşma anından bahsetmicem :)
Sonra balkondaki bu ayçiçeği dikkatimi çekti...
Halam Erzurum'dan gelirken getirmişti..Kurusun diye balkona koymuş annem.Hemen müdahale ettim tabi daha fazla kurumasına gönlüm razı olmadı :)
Yedim hepsinii :))
Omuzdan askılı önü deri,kahvarengi çantam...

Bu aralar omuzdan askılı çantalarla kafayı bozdumm :) Alıyorum çantaları ama, biraz sevdikten sonra dolabıma koyuyorum.Pek kullanamıyorumm.
Sebebi de elde tutulan büyük çantalara alıştığım için omuzuma çanta atmak bir garibime gidiyor :)
İlla ki elimde tutucam o çantayı :)
Zamanı gelince de, elde tutulan çantalarımla arama mesafe koyucam öyle de arıza bir kişiliğim var...
:))
Bu aralar kafayı bozduğum bir diğer şeyde Olips nane aromalı şekerler :)
Gidip gelip ağzıma atıyorum birer tane..
Temizlik yaparken özellikle çok iyi oluyorr ,Bir ferahlık oluyor insanda bir rahatlama falan...
O gazla bir cam silişim var ,biri görse direk deli damgası yapıştırır yani :)
Bi mutlu oluyorumm otuz iki dişim görünür bi şekilde hunharca siliyorum camları :))

Hıı bide ütüü yaparken çok işime yarıyorr...
Annem bazen ütü masasının üzerine 100 gömlek,50 pantolon,30 tişört bırakıp '' kızım ütülenecekler de birikti bii ütülesen onları'' dediğinde saçlarım diken diken oluyor,göz bebeklerim  falan büyüyorr :)
 O an saçlarımı indirip,göz bebeğimi eski haline döndürebilen tek şey bu naneli şekerler oluyorr :)
Yiyince şekeri bir şeyler oluyor bana,  nasıl bitiyorsa bir kaç dakika sonra bitiyor o ütülenceklerr :))
Kendime mamalar hazırlayıp biraz şımarttım kendimi...
Çok seviyorumm patates salatasını :)
 Bu aralar herkeste bir nezle grip vakası...
Kime selam versem karşılığı, '' hapşuuuu'' oluyorr :)
Kendime iyi bakmak adına evdeki yeşil çayları döküp acil eylem planı yaptımm :)
Bu aralar kara çayla arama mesafe koymam lazımm.Yeşill çayla bu ayı atlattık mı,kara çayla aramıza kimse giremicek Evelallah :))

sevgiyle kalınnn :)

1 Ekim 2013 Salı

NEDEN İNCİR ÇEKİRDEĞİ ?



Kasım ayında başlamışım blog yazmaya.. yine böyle bir sonbahar akşamı..

Daha çok sevdiğim blog sayfalarını takip amaçlı açmıştım ama ,sonra yavaş yavaş paylaşımlara geçtiğimi farkettiğimde artık çok geç olmuştu :)

''Paylaşmak güzeldir'' sloganıyla birlikte, bir blog maceramız başlamıştı bile :) 
Blogumun ismini de ''paylaşmak güzeldir'' falan mı yapsaydım acaba ?
:))

Peki neden ''İncir Çekirdeği '' blogumun ismi...
Küçüklüğümden beri, meyve çekirdeklerini merak eder ,nasıl bu kadar küçük bir çekirdekten bu kadar büyük meyve ağaçları oluşur diye  hep düşünür dururdum :)
Çok merak ederdim çekirdeklerin dünyasını..
hayat tek başına bir çekirdekti oysa ..Her şeyin programını,çekirdeğinin içine yerleştirmişti Rabbimiz..

Bir kulun fıtratı da, onun çekirdeğiydi mesela..Yine her insanın fikri,düşüncesi,tefekkürü çekirdekti...
Nasıl ki , bir ağacın, bir bitkinin çekirdeği o meyveyi ve çiçeği temsil ediyorsa ,İşte insan kalbinin,düşüncesinin,fıtratının çekirdeği de kendisini temsil ediyordu..
Her toprağa düşen çekirdek nasıl yeşermiyorsa,insan kalbine düşen duygu ve düşüncelerin çekirdeği de  her zaman yeşermiyordu...

İçinde kötü düşünceler,hisler,duygular besleyen bir insanın, fıtrat çekirdeği nasıl yeşerip meyve verebilirdi ki ?

Çekirdek tabiatı gereği içinde barındırdığı,içinde sakladıklarını toprağa döküp, sonra var olma savaşı veriyordu...
İşte insanda öyleydi..
İçindeki hisleri kararmış bir insanın, fikir meyvesi yenir miydi ?

Nasıl ki,toprağa atılan bir tohumun çekirdek verebilmesi için toprağa,suya,emeğe,gayrete ihtiyacı varsa;bir insanında fıtratındaki güzelliklerin yeşerebilmesi için gayret ve emeğe ihtiyacı vardır..
''benim fıtratım bu,ben değişmem'' diyen insan kadar,tehlikeli bir varık daha yoktur..Çünkü içinde barındırdığı kötülükleri fıtratına yüklemiş ve insan olma  sorumluluğundan kaçmıştır bu insan..

Küçük bir çekirdek olarak  toprağa düşen bir ağaç,önce göze hitap eden o çiçeklerini açıp sonrasında karşılıksız  yüzlerce meyvesini verirken ve hiç bir karşılık beklemiyorken ;etrafımızdaki insanlara yaptığımız küçük  bir iyiliğin ardından,hemen karşılık beklemek fıtrat çekirdeğimizin yeşermesinin önünü kesmekti...
ve çürük meyve vermesine sebep olmaktı...
bu kadar hassas bir meseleydi ''çekirdek''...

İstedim ki blogumda güzelliklere '' çekirdek'' olsun :) Blog dünyasında ki o güzel yürekli insanlarla fikir alışverişinde bulunalım..
Bir incir çekirdeğinin içini dolduracak kadar samimi olsun blogum..
(İncir ağacı çekirdeğinin mükemmelliğinin, bende bıraktığı derin izler dolayısıyla blogumun ismi ''incir çekirdeği'' :))